31 Aralık 2012 Pazartesi

IYI SENELER !

Neresinden bakarsam bakayım kararlı bir yıl geçiremedim..
Önce deli gibi istedim, sonra olmasından korktum..
Ya da  bucak bucak kaçtım, sonra kovalamaya başladım..
Söyledim pişman oldum, söylemedim kendime kızdım.
Çok kızdığım şey sonra bakınca önemsiz geldi..
Hangi yol daha iyi düşünürken kendimi gideceğim yerde buldum..  
Gitmeyi aklımdan geçirmediğim yerden, dönmek istemedim..
Direnmek, atalet halinde kalmak pek mümkün değil, eğer siz kendi yerinize karar vermezseniz, doğa bunu sizin yerinize yapacak başka birilerini tayin ediyor. İyisi, başından düşünüp, ne yapılacağına karar vermek, kendi iradenizle. Sanırım bu daha katlanılır.

Bu sene çok kararlıyım, yani kararlı olmaya :) 

Okunacak çok kitap, izlenecek çok film, gidilecek çok yer, öğrenecek şok şey var !

Yeni yıl şarkısı Bülent Ortaçgil'den ama Jehan Barbur yorumuyla, şahane olmuş, Dalyan Deltası, buyrunuz :

http://www.youtube.com/watch?v=y9vnSTYVC_0

İyi seneler herkese !!!

27 Aralık 2012 Perşembe

Hediye

Merhabaaaaa !!!

Ve karşınızda ilk yeni yıl hediyem..  :)

Çooook fazla beğendim. Belki de bu senenin uğuru olur, kimbilir. Mesaj kola reklamından arak tabiki ama yeni yıl mesajı olarak gayet yerinde :) Kendini halayın içinde bulup, sonra anında ayak uyduran yoldan geçen adam sizce de çok komik değil mi ???:)))

Yeni yıl, yeni ekip, yeni projeler, oldukça sıkıcı işler, fazla çalışma, epeyce fazla çalışma. Bunların katlanılır olmasının tek oluru, şahane insanlara denk gelmek ve bu yılın bonuslarından biri kesinlikle Sedef :)

Bazen hayatın karşıma çıkardığı insanlar bakımından şanslı oldugumu dusunuyorum. Tahtalara mı vursam, bir tarafımı mı kaşısam, yok yok dilimi ısırayım :)))

Görüşmek üzere...

PS: Esin kıskanma, özünde sen de iyi bir insansın :)))) tamam tamam sen de bonussun :))





21 Kasım 2012 Çarşamba

One day

Bugun çarşamba ve bugunun şarkısı kesinlikle : Asaf Avidan-One Day

One day baby, we'll be old
And think of all the stories that we could have told..


  remixinden uzak durunuz,
buyrunuz..

http://www.youtube.com/watch?v=A16VcQdTL80&feature=youtube_gdata_player

1 Kasım 2012 Perşembe

Geliyoooooorrrrr..

Merhabalar yine yeni yeniden !

Bu sıralar yeni bir döneme giriyormuşum gibi bir his var içimde. Size olur mu bilmem, hisseder insan bir şekilde. Bir şeyler değişecek gibi. İçgüdü mü, altıncı his mi, hissi kablel vuku mu öyle bir şey işte. Gelenin sesini duymak gibi, uzaktan uzaktan.. Hani yıldırımın önce kendini görüp sonra sesini duymak gibi.. öyle işte. anlatabildim mi bilmem :)

İnsan yaşadığı gün içerisinde güzel bir söz okumayıp, guzel bir ses duymayıp, güzel bir resim görmedi ise o gün yaşanmış sayılmazmış.. Günün şarkıları bu yüzden mühimdir benim için, o günün soundtracki olurlar çünkü, her sessizlikte arkadan duyarsınız.

Ama bu gün şarkı yok, onun yerine günün sözü ustadan, buyrunuz:

"The greatest danger for most of us is not that our aim is too high and we miss it, but that it is too low and we reach it". Michalengelo

30 Eylül 2012 Pazar

Eylül Bitmeden..

Yetişiiiiiinnnnnn Eylül kaçıyorrrr !!!

Yine abuk subuk işler güçlerin içinde boğulmuş durumdayım. Ne zaman biter bu tantana bilmiyorum. Ama acaip yorgunum.. Yine de kendime bir takım güzellikler de yapmadım değil. Geçtiğimiz çarşamba Kings Of Convenience İstanbuldaydı, koşa koşa gittim tabiyy. İki insan, iki gitar.. birbirleri ile konuşmalarına gerek yok. Göz taması yeterli, şarkının notaları izlemesi ya da yönünün değişmesi için. İnsanların kelimeler olmadan aynı dili konuşması sizin için de etkileyici değil mi?

Benim için eylül bir nevi yılbaşı. E o zaman yeni yıl şarkısı doğal olarak Kings Of Convenience'dan, boat behind, buyrunuz..

http://www.youtube.com/watch?v=df2K91QSqJE



15 Mayıs 2012 Salı

Dikkat ! Açken okumayınız !

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba !

Geç kalmış bir tatil yazısı okuyacaksınız birazdan :)
Bu yılın yeni ülkesi Lübnan, yolculuk Beyruta.. Ne vakittir merak ettiğim, görmek istediğim, ama Avrupa şehirlerinin cazibesine kapılıp ertelediğim bir yerdi, ama o yine de çağırmaktan vazgeçmedi, gidince anladım geç bile kalmışım. 'Ben burada yaşarım arkadaş!' dediğim şehirler arasına iki numaradan girdi :) 

Öncelikle şunu söylemem gerek, Beyrut'a gitmeden önce bütün önyargılarınızdan kurtulun.. Hayır etrafta çarşaflı kadınlar yok. Hayır pala bıyıklı adamlar da yok. Hayır yolda giderken kimse laf atmıyor.. Evet kaosun içinden çıkılmış, izleri hala etrafta.. Ama bana öyle geldi ki insanların öyle ya da böyle birlikte yaşamanın yolunu bulduğu bir yer..



Bir çok seyyah için adettendir : 'Yediğin içtiğin senin olsun, gezdiğini gördüğünü anlat..' denir.. Beyrut için bunun tam tersi doğru bana kalırsa :)  esas yenilen içilen anlatılmalı ki, iştahlar kabarmalı, herkes yerinde yemeli içmeli bu lezzetleri :)

Elbet gezilecek görülecek yerler var :) Güvercin kayalıklarını görmeyin, El Hamra da salınmayın, Down Town'da kaybolmayın, teleferikle Harissa Tepesine çıkmayın, Jeita Mağarası'ndan etkilenmeyin demiyorum.. Hele şarapseverler Beka Vadisi'ne uğradaman dönmesin.. Bunlar olmazsa olmaz tabi. Ama ne yalan söliyim beni yemekler kadar heyecanlandırmadılar.

İki akşam iki farklı restaurantta yemek yedik, bunlardan biri Beyruta giden herkesin iştahla tavsiye ettiği Abd El Wahab, diğeri ise Zaitunay Bay da yer alan Babel. Galiba Babel bende bir tık öne geçti.

Ana yemeklerden çok mezelere dalın.. Patlıcanlı fatteh ve fattauch (taze kekikli yeşil salata) 'un  tadı damağınızda kalacak.. Labneh'de süzme yoğurdun zeytinyağı ve limonla ne kadar uyduğunu keşfedeceksiniz.. Çeşit çeşit meze olur da rakı içilmez mi ?  O zaman Arak içmeden olmaz tabi.Anason tadı bizim rakımızdan biraz daha keskin, rakı seviyorsanız mutlaka denemelisiniz. Yemekten sonra ille de meyve yenir, böğürtlen üzerinde lor peyniri, hafif tatlı sevenler için.. Ama yetinmeyenlere elbette çıtır çerez gibi yenen lübnan baklavası. E bir iki yetmez tabi , dönerken de almak lazım  :) o vakit ya Al Bohsali'ye uğranacak ya El Hamra boylu boyunca yürünüp Taj Al Moulouk a gidilecek.. O kadar yol gidilmiş , falafel yenmeden mi dönülecek ? :) Benim yediğim falafelci Down Town da di, ancak M.Sahyoun un namı almış yürümüş, demedi demeyin..

Gidin, gezin, yiyin, için, beni anın :)
Sevgiler..

PS: Fotoğraflar Emre'nin gözünden.. Mezeler tabakta yarım kalmasın, öldürelim ! :)












12 Mart 2012 Pazartesi

50/50

50/50 festivalde gözüme kestirdiğim ama izleyemediğim bir filmdi.

Dün film seçerken diğer filmlerin arasında kararsız kalıp aslında biraz da Goxi nin iteklemesiyle seyrettik, iyi ki de onu seçmişiz, pek beğendim.  Joseph Gorden Levitt'i Inception dan tanırdım, artık hastası oldum, en iyi dost rolundeki Seth Rogen 10 numara bir karakterdi :) Trajedi beklemiştim, ama samimi bir hikaye izledik. Şiddetle tavsiye edilir, bulunsun,izlensin !
PS : Goxi, Elit ve benim uyumadan izlediğimiz ilk filmdir, kayıtlara geçsin :)) 

5 Ocak 2012 Perşembe

DAMLALAR-Etgar Keret

Kız arkadaşım Amerika'da birilerinin yalnızlığa karşı bir ilaç bulduğunu söyledi. Dün akşam Gece Hattı'nda duymuş, şimdi de ablasına ona bir kasa yollaması için özel ulakla mektup gönderiyor. Gece Hattı'nda ilacın Doğu Yakası'ndaki bütün eczanelerde bulunduğunu ve NewYork'da peynir ekmek gibi sattığını söylemişler.İki türü varmış, damla ya da sprey. Kız arkadaşım damla sipariş etti. Kendini yalnız hissetmesin diye ozon tabakasına zarar vermenin alemi yoktu.

Damlaları kulağına akıtıyordun ve yirmi dakika sonra kendini artık yalnız hissetmiyordun.Beyindeki kimyasal bir durumla alakalı olduğunu söylemişler radyoda, fakat kız arkadaşım söylenenleri anlayamamış. Tam olarak Marie Curie sayılmaz, benim kız arkadaşım. Biraz aptaldır hatta. Bütün gün oturup onu aldatacağımdan ve terk edeceğimden endişe eder. Fakat onu seviyorum, hem de deli gibi. Postaneden döndükten sonra artık benimle yaşamak zorunda olmadığını söyledi. Çünkü damlaların gelmesi gün meselesiymiş ve artık yalnız kalmaktan korkmuyormuş.

"Beni terk mi ediyorsun," diye sordum."Damlalar yüzünden mi? Neden?". Fakat onu seviyordum, hem de deli gibi. "Taşın istiyorsan," dedim ona, "ama bilmeni isterim ki hiç bir iğrenç kulak damlası seni benim sevdiğim gibi sevemez." Kulak damlaları ona hiçbir zaman ihanet de etmeyecekmiş ama. Öyle dedi bana,sonra da çıktı. Sanki ben ona ihanet edebilirmişim gibi.

Kent merkezinde kendine bir daire kiraladı, bütün gün postacının yolunu gözlüyor. Benim postayla bir işim yok, başka ülkelerden bana bir şeyler gönderecek arkadaşlarım da yok. Olsaydı çoktan yanlarına giderdim. Onlarla içmeye çıkardım, dert yanardım. Onlara sıkı sıkı sarılır, yanlarında ağlamaktan utanmazdım. Yıllarımızı geçirebilirdik bu şekilde, ömrümüzü. Yüzde yüz doğal, damlalardan çok daha iyi.

Ps: Siren Yayınları -Buzdolabının Üstündeki Kız adlı kitaptan alıntıdır. Alınsın, okunsun !