30 Aralık 2011 Cuma

Aşk mektubu

Mutlu yıllar sana !

Otobüs duruyor, sürücü sana gülümsüyor, camlar isil isil, cebinde de bolca bozukluk var. Sol taraftaki tekli koltuklardan biri, en sevdiğin, üstüne adın yazılmış gibi, seni bekliyor. Otobüs kalkıyor, ışıklara yaklaşırken yeşil yanıyor ve yanında ay çekirdeği çitleyen adam, kabukları kese kağidina dolduruyor.

Yaşlı biletçi, biletini istemiyor. Şapkasını eğip selam vererek çok hoş bir sesle iyi günler diliyor.

İyi de bir gün olacak. Çünkü senin doğum günün. Tazesin, güzelsin, önünde kocaman bir hayat var. Dört durak sonra kolu çekeceksin ve sürücü duracak, sadece senin için.

Otobüsten ineceksin,kimse sana omuz atmayacak ve sen inmeden kapı kapanmayacak. Otobüs hareket edecek , insanlar senin için sevinecek, çekirdek citleyen adam , gözden yiyene kadar el sallayacak, bir sebebi olmadan.

Sebebe gerek mi var? Bugün birinin doğumgünü ve doğum günlerinde güzel şeyler olur. Sana doğru koşan yavru köpek, durup onu sevdiğinde kuyruk sallayacak. Özel bir gün oldu mu, köpekler bile anlar.

Evinde insanlar karanlıkta, ikinizin seçtiği mobilyaların arkasına saklanmış, bekliyor olacak. Kapıyı açtığında hep birlikte fırlayıp seni şaşırtacaklar. Sürpriz partilerde olması gerektiği gibi.

Sevdiğin insanlarin tümü orda olacak. Sana en yakın olanlar, senin için en önemlileri. Aldıkları veya düşündükleri armağanları sunacaklar sana. Hoş armağanlar da olacak, yararlı olanlar da.

Komik olanlar eğlendirecek, akıllılar aydınlatacak, melankolik olanlar bile gülümseyecek. Yiyecekler harika olacak. Ardından çilek sunacaklar, üzerine de kentin en iyi vanilyali dondurmasından koyacaklar.

Bir Keith Jarrett albümü çalacaklar herkes dinleyecek; bir Satie albümü çalacaklar, hüzün kalmayacak. Tek basina olanlar kendilerini yalnız hissetmeyecek o gece ve kimse birbirine "Sütlü mü sade mi?" diye sormayacak; artık birbirlerini iyi tanıyorlar.

Sonunda gidecekler; öpmesini istediklerin seni öpecek, istemediklerin elini sıkacak. Bir tek birlikte olduğun adam geride kalacak; en kibar haliyle.

İstersen sevişeceksiniz, istersen yaşlı bir bedevinin dükkanından aldığı özel kokulu esansla sana masaj yapacak. Bir tek sözünle ışıkları karartacak ve birbirinize sarılıp şafağı bekleyeceksiniz.

O büyülü gecede ben de orada olacağım, vanilyalı dondurmamı yiyeceğim ve içtenlikle gülümseyeceğim. Ayrılırken, istersen , seni öperim; istemezsen elini sıkarım.



PS : Bu mektup Etgar Keret'ten. Son zamanlarda kendisine fena halde takığım, öyküleri, yazıları.. Yukarıdaki mektup Siren Yayınları'ndan çıkan Üç Harfli Kelime : AŞK adlı kitaptan alıntı. Aynı zamanda kendisinin yine Siren Yayınları'ndan çıkan Buzdolabının Üstündeki Kız adlı kitabının sonunda da görebilirsiniz. MUTLU SENELER !!

14 Kasım 2011 Pazartesi

Beni Unutma

Mert Fırat ı ilk olarak Başka Dilde Aşk'ta farkedip takdir etmeye başlamıştım, koltuğun altında bi kaç karpuz, hem iyi senaryo hem iyi oyunculuk.. Sonrasında Atlıkarınca. Bir sürü ödül. Bu hafta vizyona giren Beni Unutma'da adını görür görmez izlemek istedim, bu defa sadece oyuncu olarak izledik onu. Fakat doğruyu söylemek gerekirse esas oğlandan çok esas kıza takıldım, hareketleri, mimikleri çok sahici geldi. Açelya Devrim Yılhan mış kendisi. Senaryo oldukça sıradandı kabul, büyük aşk, milyonda bir rastlanan hastalık.. ama işte yine de sevdim.  hani böyle bir içim şişsin, elimde mendil izliyim diyorsanız güzel bir alternatif olabilir :)

Güzel bir hafta olsun.

11 Kasım 2011 Cuma

Eskilerden..

Ohoooooo Ekim geçmiş, Kasım yarılanmış..

Nerde kaldı sonbaharın güzelliği, dışarı bakıyorum buz gibi hava.

Ben naptım, çalıştım. Anlatırken ağız doldurmuyor bile, çalıştım diyorsunuz bitiyor. Duygu belirtmiyor, sıkıldım mı, severek mi yaptım, yoruldum mu, bitirdim mi, başardım mı, yüzüm yere mi baktı, naptın sorusuna karşılık veriyorum, çalıştım. Pek sevimsiz.

Ama bugun coooook uzun zamandır dinlemediğim ve biraz fazla sevdiğim bir şarkı dinledim gelirken, hımmmm deyip gülümsersiniz ya bazı şarkıları dinlerken, aniden karşınıza çıkması, sizi ilk dinlediğiniz, ilk sevdiğiniz zamana götürmesi keyif verir.. 

İlla ki bugünün şarkısı, buyrunuz: badly drawn boy- minor incident.

http://www.youtube.com/watch?v=hEE5LeUYOBI&sns=em

2 Eylül 2011 Cuma

Eylül !

Veeeeeeeeeeeeeeee eylül.. yılın en sevdiğim zamanı.

Bu yıl biraz erken mi geldi, yoksa dedikleri gibi yaşlandıkça zaman daha mı hızla geçmeye başlıyor :)

Bugünün şarkısı hem cumaya yakışmalı hem eylüle..

Başlıyoruuuuuuuuuzz.

http://fizy.com/#s/1516bx

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Şinaninanay :)

Malum bayram geliyor, herkes bir an once evlenmeye çalışıyor.

Bu hafta ben de nasiplendim bu davetlerden. İlk once nezih yemek ve içkilerle başlıyor, sonra bir bakıyorsunuz sağ elinde bıçak sol elinde çatal ustalıkla yemeğini yiyen, hani neredeyse şarap kadehini serçe parmağı havada tutan teyzeler amcalar, sahnede yerine göre kolbastılar yerine göre çiftetelliler oynuyor :) İzlemesi keyifli olmuyor değil, insanın kendini bu denli kaybedeşine her zaman tanık olamıyoruz ne de olsa :) Bir teyzeye sordular, "Otur dinlen biraz, yorulmadın mı", teyze durumu çok guzel açıkladı, "Ne yapayım, içimden geliyor" :)

Düğünlü dernekli bir haftasonundan ve yurdumun her yoresinden farklı şekillerde danseden kalabalıklardan sonra, bu haftaya başlangıç şarkısı budur, herkes için güzel bir hafta olsun !

http://fizy.com/#s/1abkce

13 Temmuz 2011 Çarşamba

A csodálatos mandarin/ Mucizevi Mandarin

Mucizevi Mandarin Melchior Lengyel adlı macar bir yazarın kaleminden çıkma ve neredeyse 100 yıllık tarihi olan bir öykü. Sonradan hikayeden etkilenen Bela Bartok tarafından besteleniyor ve baleye uyarlanıyor. Kimileri hikayeyi bu baleyle hatırlıyorlar ancak benim tanışmam yıllar önce bir kitap fuarında, iş bankası yayınları önünde, Aslı Erdoğan'ın aynı isimli kitabını incelemek için elime almamla oldu.Aslı Erdoğan,  Bilgisayar Mühendisi, CERN de yuksek lisans yapmış ve en sonunda fizik doktorasını yarıda bırakıp, guney amerikaya yerleşmiş ve yazmaya başlamış bir kadın. Kitabı elinize alıp arkasını cevirdiğinizde once o çarpıcı kadın yuzu karşılıyor sizi hemen sonra birazdan okuyacağınız hikaye.. Kitabın kahramanı gibi benim de en sevdiğim hikayelerdendir.

"..yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. haydutlar hem kalabalık hem de işinin ehliymiş. onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. ancak ne kadar vururlarsa vursunlar bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. sonunda korkup kaçmışlar. dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. gel gelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. içten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş."

Aslı Erdoğan öyküleri, kitapları şiddetle tavsiye edlir..

PS : Mandarin eski Çin'de yüksek kamu görevlilerine verilen isimmiş.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Biraz

Gitmeyi çok istediğiniz bir konsere aniden iki kişilik biletiniz olsa ne hissedersiniz? benim başıma ilk kez geliyor, zuppper hissediliyormuş :) Haftasonuma James Blunt konseri ile başladım. Beklediğimden çok daha keyifli idi. Ne yalan söyliyim evvelden dinlerken çok bayık bulduğum goodbye my lover bile, piyano başında kendisinden dinlerken beni benden aldı :) Gitar çalan adamları seviyorum, hem gitar hem piyano çalanları daha fazla.. Bir de benim kendisini görmeye hiç alışkın olmadıgım şekilde tüm şarkıları soylerken yüzü gülüyordu, onundeki kalabalıktan tepki aldıkça daha fazla, bir ara kendini attı insanların üzerine, ellerin üzerinde gezdi bir sure, gözlerine baktım, tanıdıgım turden bir delilik. belki de beni bu yuzden bu kadar etkiledi bilemiyorum..

Velhasıl James Blunt ı pek beğendik :)

Biraz yorgun, biraz enerjik,biraz yağmurlu,biraz güneşli,biraz sorunlu, biraz sakin,biraz serin,biraz haziran,biraz sessiz, biraz keyifli, biraz tatil öncesi, biraz guzel bir haftasonu sonrası, biraz pazartesi.

Bu kadar bahsettikten sonra günün şarkısı tabiyki de james blunt'dan :

http://www.youtube.com/watch?feature=youtube_gdata_player&v=OA-SAHEES9U

Güzel bir hafta olsun !!

13 Haziran 2011 Pazartesi

Hip hip :)

Bekliyorum bekliyorum tatil gelmiyor.

Oysa o kadar ihtiyacım var ki, ruhumu dinlendirceğim güzel sakin bir adaya..

bu haftanın soundtracki : http://www.youtube.com/watch?feature=youtube_gdata_player&v=jZ434jBSUV0

Hip hip..

26 Mayıs 2011 Perşembe

Yeni Kayıt-lar :)

Merhabalar..

Bu aralar yeni yazarlar okuyorum, daha doğrusu benim için yeni olanları, belki de şimdiye kadar çoktan okumuş olmam gerekenleri.. Bana iyi geldi. Stefan Zweig ile başladım. Satranç yetmedi, bir kaç kitabını daha tez vakitte edinmem lazım. Ursula K. Le Guin ile devam ettim, Rüyanın Öte Yakası yazarın son kitabı, fantastik bir roman, hayalgücü ve betimlemeler gerçekten etkileyici. Aşağıda da kitaptan bir alıntı var, sizin de ağzınıza bal çalmak istedim :)

"Olanı inkar ettikçe, olmayanın pençesine düşerdi insan, boşluğu doldurmak için hep birden üşüşen zorlantıların,fantazilerin ve dehşetlerin pençesine düşerdi, bunu biliyordu. Ama boşluk oradaydı. Bu hayat gerçeklikten yoksundu, yaratmaya hacet olmayan yerde yaratan rüyanın kumaşı epriyip gitmiş, delik deşik bir şeye dönüşmüştü.Eğer var olmak buyduysa, o boşluk belki çok daha yeğdi. Bu canavarlara ve aklın ötesindeki kaçınılmazlara boyun eğecekti. Eve gidecek, hiç bir ilaç almadan uyuyacak ve piyangodan ne çıkarsa onun rüyasını görecekti."

Veeee günün şarkısı eklemeden olmaz tabi, güzel bir versiyonu değil, konser kaydı, ama idare eder, buyrunuz :
http://www.youtube.com/watch?feature=youtube_gdata_player&v=DsSZgn0Bsb0

Well I am one day older and i am feeling like a soldier..

Hoşçakalınız.

13 Mayıs 2011 Cuma

MAYIS SIKINTISI

Karıncalara özendim bu ara, sırtımda kendi ağırlığımın bilmem kaç katı bir ağırlık, yol almaya çalışıyorum ağır aksak.Bizim karıncalara şaşırdığımız gibi bana da şaşıran var mıdır bilmem.

Ve fakat dağıldım.Hani o filmlerdeki gibi, bir bedenden çıkan birbirinin aynı birden fazla ninu. Hepsi ayrı yöne gidiyor hiç birini durduramıyorum.

Özgür olan kendini kurtardıktan hemen sonra arkasına dönüp kısa bir an bakıyor ve olduğu noktadan koşarak uzaklaşıyor, ben de onun arkasından bakıyorum, fersah fersah yol alınca duracak belki. Ben de koşsam onunla, çok mu geç kaldım yetişmek için?

Bir diğeri ben yataktan kalkarken bırakıyor beni, reddediyor benimle hareket etmeyi. Bütün gün pencereden sızan gün ışığına razı, elinde kitabı gazetesi,birazcık bıraksınlar onu kendi haline.

Endişeli olan, hemen kalkıyor oysa, kafasında bir yığın soruyla. Ne zaman bulacak cevapları? Aynı soruların
mı peşinde,farklı cevapların mı?

Kızan ve köpürenin hali fena, alışkın değil, üzerinden kamyon geçmiş gibi. Ondan ben de sıkılmadım değil, hep aynı şeylere kızıyor, bi de çok söyleniyor. Pufff şimdi kim dinlesin onu..

Neşeli olanla yorgun olan sırt sırta oturmuşlar. Birinin diğerini kaldıracak gücü yok, diğerinin onu güldürecek hali.

Somurtan bu ara iyi, ne de olsa ne zamandır insan içine çıkmamıştı. O zaten ayrılmadı, ben nereye o oraya.

Şaşkın olan özgür olan kadar uzaklaşmadı. Biraz uzaktan izliyor sadece. Her şey bittikten sonra nasıl yorumlayacak olanı biteni..

Duygusal olanla mantıklı kavga edip küstüler birbirlerine. Hangisine hak versem bilmiyorum ki. Kararsız kaldı bi tek, o da yardımcı olamıyor haliyle.

Eksik hissediyorum velhasıl. Her parçam başka bi yere dağılmış gibi. Toparlanmak lazım..

Önce bir adım, sonra ötekini takip eden bir adım daha.. mayısın bitimine.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Bizim zamanımızda..

Pazartesilerin katlanılabilir olmasının tek yolu, yağmurlu olması ve bu pazartesiye çoook yakışacağını düşündüğüm şarkı, buyrunuz :  http://www.youtube.com/watch?feature=youtube_gdata_player&v=OnnMZ1xrL7E

Maroon5 geçtiğimiz Cuma İstanbuldaydı, biz de istedik ki çok sevdiğimiz şarkıları bir de canlı canlı dinleyelim. Ama ortalama bir konserdi ve galiba kendimi hiç bu kadar yaşlı hissetmemiştim zira bizden yaşça daha buyuk olanlar çocukları ile gelmişlerdi :) hoş benim de grupla tanışmam lise yıllarıma denk gelir, dolayısı ile şaşırılacak bir kitle değil, ama ben aradan o kadar uzun zaman geçtiğini farketmemişim :)

Dün de IF deki son filmimizi izledik. "Late Bloomers". Birlikte yaşlanan ve yaşlandıklarını farkettiklerinde bunu kabullenmekle karşı koymak arasında bocalayan bir çiftin hikayesi idi. Çok sevdim. Filmin bir sahnesinde, kadın gözlüğünü büyüteç gibi kullanarak rimel sürmeye çalışırken, arkadaşım korkuyla mırıldandı, "böyle mi olucak gerçekten!" diye.. yanımızda oturan teyzenin cevabı netti: "Evet" :)

Yaşlanıyorum, yaşlanıyorsun, yaşlanıyor.. :)

Güzel bir hafta olsun !

5 Nisan 2011 Salı

İki Film Birden :)

Bu hafta iki yeni film izledim, her ikisi de etkileyici idi.

İlki Shawshank Redemption. Bir çok insanın bildiği ama benim her nasılsa ilk kez izlediğim bir film. Öyle ki yerimde olup ilk kez izlemiş olmayı dileyenlere bile denk geldim :) Konuyu benden başka bilmeyen kalmadığı için tekrar yazma şevkim kaçtı, ama benim gibi bilmeyen kaldı ise izledikten sonra bendeki etkilerini yazayım en azından. Düşünceler önce çok yalın. Hapiste kalmak, zor şartlar altında hayata devam edebilmek, masum suçlular ya da suçlu masumlar .. Sonra esas çarpıcı kısım ömrünün büyük bir kısmını dört duvar arasında harcadıktan sonra artık dışarı çıkmak istememek. Peki ben ne kadar özgürüm? İstediğim anda ve aniden, bulunduğum coğrafyayı değiştirme ya da işimi bırakıp bambaşka bir işi deneme cesaretim var mı? Peki o zaman parmaklıklar ne tarafta? Gerçi ben henüz hafızası olmayan bir yer bilmiyorum, belki onu bulduğumda yönümü de değiştirebilirim, kimbilir. Tek ihtiyaç bir ufak çekiç, biraz zaman. Morgan Freeman ın fiilmde söylediği bir cümle vardı : "Get busy living, or get busy dying."

İkincisi dün akşam IF de izlediğimiz Last Night.Sadakat ve kadın-erkek ilişkileri üzerinde bilinmeyen değil belki ama tekrar düşündüren bir film. Konuyu uzun uzun anlatmak niyetinde değilim ama şunu söyleyebilirim aldatmama fikrine olan sadakat inandırıcı değil. Konuyla ilgili keskin şeyler söylemek , ahkam kesmek bence imkansız, ama sevdiğim bir ingiliz sözü var ki o gerçekten doğru : "Two is company three is crowded." :)

Bu da günün şarkısı, buyrunuz & hoşçakalınız.
http://www.youtube.com/watch?feature=youtube_gdata_player&v=zEVXrGHUhVw

11 Mart 2011 Cuma

Oyuna Devam !

İnsan düşer de sıcağı sıcağına neresi ağrır bilemez, ertesi gün ya da bir kaç gün sonra mor rengi görüp, sızlayan kemiği kendisini dürtünce farkeder ya, heh, bu günkü ruh halimin betimlemesi tam olarak bu. düşmüş müydüm ben ne olmuştu :))

Güneşli Cuma günü şarkısı, en sevdiğim Ortaçgil şarkılarından: "Oyuna Devam". Keşke buraya müziklerimi ekleyebilsem video bulmak her zaman kolay olmuyor, sözleri yazmakla yetineceğim, bulunuz dinleyiniz..

Oyuna devam
Biz hiç yorulmadık
Biz hiç yenilmedik desem yalan
Oyuna devam!
 
Oyuna devam
Biz hiç kaybolmadık
Biz hiç kaybetmedik desem yalan
Oyuna devam

Rakipler kaçak güreştiler
Hepsinin yumrukları vardı
Dünyayı değiştirmek için
Verdiğimiz kırıntılardı

Oyuna devam
Biz hiç aldanmadık
Biz hiç aldatmadık desem yalan
Oyuna devam


Küçüktüm ufacıktım
Şimdi büyüdüm çocuğum var
Ben hep sorular sorardım
Karşımda aynı sorular

Oyuna devam
Biz hiç kaybolmadık
Biz hiç kaybetmedik desem yalan

Oyuna devam, devam, devam devam..

6 Mart 2011 Pazar

Kenarından Matematik Kıyısından Felsefe

Dersimiz : Matematik
Konumuz  : Felsefe
Olmadı değil mi. Hiç bir öğretmen tahtaya benzer bişi yazmaz. Ben neden yazdım, çünkü ben öğretmen değilim :) Biraz kafa karışıklığım var bakalım aktarabilecek miyim.

Son zamanlarda yeni bir kavramla tanıştım. Pozitivizm. -izm ekleri korkutur insanları, korkmayınız, tanımı basit :) Olgularla desteklenen ya da olgularla ilgili verilere dayanan bilginin tek sağlam bilgi olduğu görüşü(*), diğer  bir söylemle pozitif bilimleri evreni anlamak için öncül kabul eden bir
düşünce.

İlk anda güzel geliyor kulağa, zaten başka nasıl anlayacağız ki değil mi? Ama insan faktörünün işin içine girdiği noktada bu düşünce zayıflıyor, görecelilik oluşuyor. Şiddetli hisseden, yürekten inanan, aniden öfkelenen, coşkuyla sevinen, yersiz konuşan,sebepsiz susan kısacası değişkenlik gösteren bir canlı
parametrelerin de değişmesine neden oluyor. Dolayısı ile bilimsel bilginin açıklayamadığı davranış şekilleriyle karşılaşılıyor ve sosyal bilimler öne çıkıyor, sosyologlar, filozoflar, psikologlar yardıma koşuyor.

Diğer taraftan eğer insan davranışları formüle edilebilse idi hayatımız nasıl olurdu? Mesela iş görüşmelerinde "5 sene sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?" sorusundan önce bir kalem kağıt verseler, önce biraz rakamlarla oynayıp, arkasından destekleyen bir diyagramla şık bir cevap verseydik :) Hayatımıza yeni giren adamın/kadının hani hep o aradığımız insan olup olmadığını anlamak için integralini alıp limitin sıfıra gidip gitmediğine baksaydık :) Ne kadar yaşayacağımızın hesabı üçgenin bilinmeyen iç açısını bulmak kadar basit olsaydı da, boşuna zaman harcamasaydık dört duvar ofislerin içinde. Zaman kaybı olmazdı doğru, ama yaşama heyecanı da olmazdı orası kesin.

Şimdi bakmayın böyle yazdığıma, konuyla ilgili az bilgim var, okuduklarımdan çıkardıklarım bu kadar. Ama bunca yıl matematik okuduktan sonra bazı yasaları da hatırlatmadan edemeyeceğim sanırım,zira insanı formüle edememek matematiğin değerini azaltmaz elbette.

 1. 2*2=4
 2. İki noktadan bir doğru geçer.
 3. Bir de Lim x sıfıra giderken sonsuza gider.

Bilmiyorduk demeyin :P :))

(*) Wikipedia.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Happy Wednesdays !

Bilenler bilir, çarşambaları beni basarlar. Kimdir onlar, nerelerden gelirler, hangi sularda neden ayaklarım yere basmaz, havadaki oksijen mi azalır da nefesim darlar bilemem.. Çarşambaları sevmem. Galiba onlar da beni sevmez zira aklıma gelen çoğu kötü anı çarşambalara denk gelir.. Pazartesi sendromunun çarşamba hali bendeki :)


Ama bugün farklı, geç yatmama rağmen sabah içime sığmayan bi enerjiyle uyandım. Keyfim yerinde. Dışarda güzel bir yağmur, sakin sakin yağıyor, baloncuk çıkararak.. (annemin deyimidir :) )  Sakin bir çarşamba olacağa benzer. O zaman bi de keyifli şarkı dinlemek lazım :


http://fmusictv.com/pop/010211-james-blunt-stay-the-night.html

6 Şubat 2011 Pazar

Profesyonel

Merhabalar

Geçtiğimiz hafta Devlet Tiyatroları'nda Profesyonel adlı bir oyun izledik. Yeni yayın yönetmeni olmuş edebiyatçı Teya beklemediği, daha doğrusu hayatında olduğunu bile farketmediği bir adam tarafından ziyaret ediliyor, elinde kendisinin olduğu iddia edilen kitaplar ve bir de valiz ile. Meğer geçen onca yıl içerisinde kendisini takip eden gizli polis, kendisinin yapamadığını yapmış, konuşmalarını kitap haline getirmiş, geride bıraktıklarını toplamış bir valize sığdırmış. Sanırım valizi açıp içinden şemsiyeleri, şapkaları çıkardığı an kendimi oyunun içinde en çok hissettiğim andı. :)

Ne büyük şaşkınlık olurdu, hani o kahkahalar attığımız masada konuşulanlar, kendimizle ya da hayatla ilgili keşifleri yanıbaşımızdaki ile paylaştığımız anlar tiyatro metni gibi elimizde olsaydı ya da bir kayıt cihazının düğmesine basıldığında odayı doldursaydı. İçinde kıymetli şarkıların olduğu ipodum,talihsiz bir şekilde maltepe-kadıköy hattında unuttuğum kırmızı oltam, nerde nasıl kaybettiğimi bilemediğim (ve hala içimde bulacağıma dair bir umudum olan :) ) yüzüklerim, yeşil şemsiyem, ille de o çok sevdiğim ve belki bir gün elime geçse sevinçten gözümden yaşlar dökülecek olan eski,çizgili, kahverengi şalım ve diğer sayamadıklarım bir eski valizden çıksaydı. Sayamadıklarım dedim ki diğerlerinin hatırı kalmasın diye, zira saydıklarımdan değersiz değiller :)

Oyun oldukça güzeldi, performanslar ise etkileyici, tek perdelik aralıksız bir oyun oynadılar çünkü. gidiniz,görünüz..

Hava ne güzel.. Odada güzel bir gün ışığı, hareketli bir cumartesiden sonra sakin pazar. Nasıl diyorlardı: "Öğle uykusu sanattır." :)

Hoşçakalınız.

PS: Kahverengi şalı gören,duyan,bilen var ise ayrıca detay verebilirim :)

29 Ocak 2011 Cumartesi

İnsan neler yapar isteyince kek bişey değil düşününce..

Hep yediğimi içtiğimi anlatacak değillim ya, ahan da yaptığım :) Bu keki bir önceki akşam Emre ile yaptık, spesifik bir adı yok ama belki de koymanın vakti gelmiştir, Ninu keki !

Benim keklerin tek bir farklılığı var yumurtayı biraz bol koyuyorum.

Buyrunuz tarif :

5 yumurta
1 bardak sıvı yağ
1,5 bardak toz şeker
2-2,5 bardak un
1 bardak süt
Kabartma tozu
Vanilya

Bunlara ek olarak canınız hangi keki istiyorsa içine o malzemelerden koyuyorsunuz, bu defa benimkinde ek olarak fındık, tarçın ve eser miktarda çikolata damlası vardı.

Önce yumurta ve şekeri çırpmayı, unu eleyerek koymayı unutmayın. Ha bir de çikolata damlalarını en son ortaya çıkarın yoksa çocuklar yiyor :))
      
Afiyet olsun.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Hola !

Son bir aydır nefes almadan çalışıyorum,haftaiçi-haftasonu ayırmadan. Hesaplarla boğuşuyorum, muhasebe yapıyorum, daha doğrusu kodunu yazıyorum.Anlayacağınız tek yazma ortamım bu blog değil, yerine göre oracleda,yerine göre power builderda, efendime söliyim asp olarak da yazarlığım var biraz :))

Bu gün bir muhasebe fişi de kendim için kestirdim, testte sorun yok gibi, bakalım proda alınca çalışacak mı :) Daha doğrusu şöyle diyelim, yeni yıl kararlarımdan ikincisini aldım. Dün akşam yatağa kafamda bir sürü cümle ve soru ile girmiştim, ama bugün arabayı öndeki araca çarpınca bir çoğunun kaynağını buldum. Ben takip mesafesini koruyamıyorum galiba :) Oysa ki çok mühim, kendinizi kazanın ortasında buluveriyorsunuz. Öndeki araca fazla yaklaşmışım, bir anlık dalgınlık ve sonrasında çarpma sesiyle kendime geldim.

Bu yaptığım ilk kaza. Akşam eve dönünce de kafa yordum bu mevzuya, son zamanlarda etrafımdaki insanlarla da yaşıyorum ben bu problemi. Birebir aynı. :) Takip mesafesini koruyamıyorum. Ya fazla yaklaşıyorum frenler işe yaramıyor ya da fazla geriden takip ediyorum, ya selektör ya korna yiyorum :) Bazen de bugunkü gibi çarpma sesi duyuyorum. Maddi hasar mühim değil, kasko ile sanayide hallediliyor, boya cila derken, ilk günkü haline getiriyorlar aracı. Ve fakat araba hasarlı oluyor işte,dışardan bakan bilmiyor elbet, ama siz biliyorsunuz. Üstelik çarpışmak fiili işteş çatılı, hasarlı olan en az iki araç. Bazen her iki taraf, bazen taraflardan yalnız biri hasar görüyor.Şanslıysanız çizikle atlatan siz oluyorsunuz ama her halukarda arkadan çarpmak trafikde asli kusur.

Dolayısı ile kuralları hatırlamakda fayda var. Takip mesafesi metre cinsinden hızın yarısıdır. Ha seyir halinde nasıl anlayacağız derseniz, bu işin ipuçlarını da bulmuşlar, 88-89 kuralı var mesela, yaklaşık 2 sn sonra aracınız önünüzdeki aracın bulunduğu yere ulaşıyorsa sorun yok, erken geldiyseniz yavaşlayın, geç kaldıysanız biraz hızlanabilirsiniz.

Kurallara uyalım, trafik canavarı olmayalım ! :)

Adios !

PS: Yeni yıl kararlarımdan ilkini merak edenler için bu yıl Susan Miller'a inanmamak :))))

3 Ocak 2011 Pazartesi

L'elégance du Hérisson

Yeni yıl gecesinin aksine yeni yılın ilk gunlerinden daha çok hazzediyorum.. Hele de buz gibi güneşli havalardan.. Sabah üzeri elde kahve, seyredilen güzel filmlerden..

Bu yıla Le Herisson ile başladım, kirpinin zerafeti adlı kitaptan uyarlama. Dünyaya bir de Paloma'nın kamerasından bakmanız şiddetle tavsiye edilir, kendisi 11 yaşında, fikirleri boyunu aşmış bir kız çocuğu. Aşağıdaki cümle de kendisine ait. Benim kalbime dokundu, bakalım siz ne hissedeceksiniz..

Paloma Josse : Planning to die doesn't mean I let myself go like a rotten vegetable. What matters isn't the fact of dying or when you die. It's what you're doing at that precise moment.

Au revoir :)

PS. Film ingilizceye The Hedgehog, türkçeye ise Yaşamaya Değer diye çevrilmiş.