Dün bu yazın en güzel yolculuklarından birini yaptım Kabataştan Burgaz Ada'ya..
Bu yaz ikinci gidişim, ama bu defaki başka.
Hem vapur yolculuğunu yalnız yaptım, hem fayton.
E malum aylardan Eylül, hava bir başka, deniz başka, gün batımı daha başka güzel.
Bir de fonda eylül akşamı çalsa idi.. :) Eylül'e en yakışan şarkı.
Bostancı dolmuş kuyruğunda sen başta, ben en sonda, öylece beklemişizdir.
Sabah 7:30 vapuruna sen koşa koşa yetişirken ben yürüdüğümden geç kalmışımdır..
Olamaz mı? Olabilir..
Onca yıl sen burada onca yıl ben burada yollarımız hiiiç kesişmemiş şu eylül akşamı dışında.
Ben yolda dinleyemedim ama siz en azından okurken dinleyin: http://fizy.com/#s/1m0h2p
Burgaz adaya ikinci gidişim, aslında adayı çok bilmiyorum, ikidir aynı rotayı takip ediyoruz,önce adanın merkezi oradan da Kalpazankaya. Fırata inanmamıştım ama gerçekten adını bizans döneminde kalpazanların hemen sahilindeki büyük kayanın üst kısmında bulunan kuyunun içinde kalp para basmalarından alıyormuş.
Gitmeye niyetlenirseniz ki havalar fazla bozmadan gidin, bostancıdan sık aralıklarla kalkan motorlar var, eğer vapur sefası yapmak istiyorsanız o zaman da Kabataş'tan ya da Eminönü'nden adalar vapuruna binmek lazım..Üstelik insanın gözünde büyüttüğü kadar uzak bir mesafe de değil, Kabataş'tan 1 saat bile sürmüyor ve gittiğinize kesinlikle değiyor.
Bir kere Kalpazankayadan gün batımı izlemek çok güzel, güneş denizden batıyor. Mezeler lezzetli, balıklar güzel,yanında dost muhabbeti, daha ne olsun! Bir ihtimal yavaş servisten şikayetçi olabilirsiniz,ama zaten adaya gelmişiz, kimin acelesi var ki.. (Cevap : Ceylan ve Erdemin :) )
Tez vakitte gidile, görüle !
Hoşçakalın.
Elbet bir sürü takma ismi olur insanın.. sevimlisi, çirkini.. bazısının modası geçer, bazısı unutulur.. Benimkisi Ninu, epeydir.. İlk bizim ufaklık Emre koydu bu ismi, yıllar önce daha kelimelere dili dönmezken, sonra yayıldı. O yuzden blogun da ismi Ninu. Son bir kaç yıldır defterlere düşülen notların gölgeleri burada. Filmler, kitaplar, farklı ülkeler, yemekler.. Çok şey bulacağınızı garanti edemem, ama gülümseyeceğinize eminim :) Bloguma hoş geldiniz !!
20 Eylül 2010 Pazartesi
14 Eylül 2010 Salı
TUNUS
Blogu oluştururken yeni ülkelerden bahsetmiştim ya, işte bu yılki yeni ülke Tunus, aslında yeni kıta da diyebiliriz çünkü Afrika'ya da ayak basmış olduk bu vesileyle. Geçtiğimiz bayram tatili için İspanya planı yapmıştım, ama konsolosluk vizeyi 10 günde verince, ablama uyup rotamı bambaşka bir yere çevirdim :) Fena da olmadı sanırım, Türkiye'den daha az gelişmiş bir yere ilk kez seyahat ettim, açıkçası biraz farklı bir deneyim oldu.
Yolculuğa sefil bir şekilde başladım, ateş, burun akıntısı vs. Bir de THY pilotu sağolsun (Sergio idi, adını aklıma kazıdım daha da unutmam ) bir ara inişe geçiyoruz artık diyip sert bir basınç değişikliği yaptı kabinde, nasıl bir karar anıysa artık, benim burun tıkalı, kulaklar da iflas etti o anda, sesler uzaklaştı, zaten allaha yakın bi konumdayız, dedim yolculuğun istikameti yine değişecek galiba :)) yere indikten sonra yavaş yavaş toparlamaya başladım neyse ki.. ama ablamı biraz korkuttum sanırım :)
Size gün gün ne yaptığımdan çok, gözüme takılan kareler, kulağıma çalınan hikayeler ya da tanıdığım yeni insanlardan bahsedicem. Bana yolculuklardan geriye tek bunlar kalıyor çünkü. Hele de Tunus bu anlamda daha da farklı idi, müslüman bir ülke olduğundan bize çok yakın ama bir o kadar geri..
Hikaye demişken bu defaki yolculuk kitabım Filin Yolculuğu- Jose Saramago idi. Fil Süleymanın Portekizden Avusturyaya yolculuğu.. Konusu itibari ile biraz ironik oldu çünkü fillerini iber yarımadası, pireneler ve alpler'den kuzey italya'ya götüren, romalıların kabusu, ünlü komutan Kartacalı Hannibalın doğduğu yerlerdeydik. Kitabın bazı yerlerinde Hannibala göndermeler yapırlırken ben aynı gün kartacayı geziyordum.
Eveeet ilk yazımın ve Tunus tatilinin sonu.. Bakalım yollar başka nerelere götürecek..
To be continued.. ;)
Ps. Fotoğraflar ablam Salmin Sultan'ın olup her hakkı saklıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)