
Yalnız ilk tatil..
Çektiği fotoğraflardan sıkılıp kolundan çekiştirdiğim ablam yok.
Yolda sıkılınca el kızartmaca oynadığım kuzen yok.
Unutacağımı bildikleri için yanına fazladan eşya alan arkadaşlar yok.
Ne zaman büyüdük?
Uzun zamandır ilk kez heyecanlanıyorum yeni bir şehri görmeye giderken.
Uçaktan indiğimde pırıl prıl güneşli bir hava, yüzüm gülüyor bi anda, güneşi görüp de sevindiğim azdır oysa.

Şehre geldikten sonra ilk iş kalacağım apartmanı arıyorum, kabul ediyorum ismi yalnız çıkılan bir tatil için biraz ironik: casanova rooms, carrer de casanova'da.:)
Odaya yerleşir yerleşmez meşhur La Rambla'da yürüyüş.
Sıcacık hava.
Caddenin başında benim için bir dondurmacı, amarino.
Elimde dondurmam, etrafta kalabalık..
Üç adımda bir ya bir pandomimci, ya sokak ressamı ya da renkli kostumlü insanlar.
Adımlarımın hesabı yok, denize varmışım..
Barri Gothic'e giriş..

Daracık sokaklardan sonra önümde meşhur barcelona katedrali.
Çıktığımda katedralin önünde müzik yapan orkestra, etrafında danseden insanlar.
Hafiflik böyle bir his miydi ?
Tekrar giriyorum dar sokaklardan birine, ufacık eski bir pastane: Caelum.
Tabakta tarçınlı kekim, yanında ispanyolların meşhur cava'sı.
Barcelona mı çarptı cava mı? Picasso'nun resimleri bu kadar normal miydi?
Picasso nun kendi resmini görmeyen var mı?
Çıktığımda hava karanlık.
Karnımda ziller.

Gezi kitabından seçtiğim, dar sokaklarda kaybolarak bulduğum restaurant kapı duvar.
Alınan ilk ders, ispanyollar canı isteyince çalışır.
Sonrasında bulduğum küçük restaurant: Que bec? (Ne istersiniz?)
Balkabağı çorbası nefis, katalan soslu et şahane, elma tatlısı eh işte.
Geri dönüş Carrer de Ferran'dan, her yer kalabalık, barlar yeni yeni dolmaya başlamış.
Kıpır kıpır canlı insanlar..
Sonraki gün tam ispanyolum.
Önce metro ile sagrada familia ve merhaba Gaudi, mantara bakıp şömine, kertenkeleye bakıp çatı yapan adam:)

Renkli bacalar, dalgalı duvarlar, tuhaf heykeller, bu çarmıhtaki İsa mı?
Güne gaudi ile devam. Casa Mila ve sonrasında Casa Batillo.
Lüks Passeig de Gracia.
Aksam Halloween. Metroda prensesler, tavşanlar, korsanlar, melekler, şeytanlar..
Akşama Barcelonetta. Can Majo'da paella, yanında nefis sangria.

Yanımda gitar çalan amca.
Benim için mi çalıyor : üzülmeyi bırak, sen yaşamaya bak, bilmiyorsun yarın ne olacak..
Sonrasında placa reial.
Cafe royal de kahve, Jamboree de jazz.
Eve dönüş.
Pazar günü önce bir sabah kahvesi. fonda çalan müzik: i dont care what you want to do.. i dont care where you want to go.. it doesn't matter where you come from.. Don't bother me.
Bu gezinin soundtrackleri iyi seçilmiş.
Montjuicde sabah yürüyüşü, arkasından Castell de Montjuic..
Elias ve Gonzalez ile tanışma.. Don Quxiota bakin !
E pazar öğleden sorasi, siesta zamani.
Arkasından güzel bi yemek, mekan: Qu Qu.

Piquillo, kırmızı biber içinde balık.
Akşam Palau de La Musica, flemenco gösterisi.
Heybetli tavan..
Bir erkek bu kadar etkileyici dansedebilir mi?
Son günüm Pazartesi
Pazartesi sendromu için ne güzel çözüm : Çalışmamak.
Günün en eğlenceli zamani Catalana'da yemek. Fransiz kadınlar.. nefis manteditoslar, sangria ve ispanyol patates kızartmasi brava..keyifli muhabbet..çook keyifli muhabbet.

Ve geri dönüş, uçaktaki filmin inception olmasi tesadüf mü? Kaç katman derine indim acaba.
Uçaktan inince yüzüme çarpan soğuk hava. İlk dürtme.
Sabah işe gelirken zamansız bi yerde başlayan trafik. İkinci dürtme.
Ve işteyim.
Rüyada olmadiğimi gösterecek nesnem nerde?